Algoloji
17/10/2009 · Kategori: Bayramyeri

tarife zaman yok,duvara çare
çünkü
diz bağları böyle çözülüyor pişmanlığın
faith...

tarife zaman yok,duvara çare
çünkü
diz bağları böyle çözülüyor pişmanlığın
faith...
“Derman arardım derdime, derdim bana derman imiş”
Niyaz-i Mısri
ötekileşmiş terzi kuşuyum
gövdemin lâl geçitlerinde
iletkim kaç zamandır rüzgâraltı mersiye
bir de kanadım vurulmuş sesim kırık
uçamam
bu tûfeylî burgacında
zaten çok istesem de susamam
darağacında sallanan
öm rü
me
sor kalemin ra dilini
sor ki anlatsın
bir bir göstersin turab’ın cin piramitlerini
tepegözlü hünkâra bu ağ yar
beyaz tilki…kara buz
ve cümle bozkır divanı
tüm kıyımlar karındaş balam
bak süt öfkesi de yoldaş müge’den
tanık ! daha ne söyleyim
şimdi bildin mi tersinden okunan zindanı
göğün sırrı pul pul dökülse
yine de kabarıp taşar mı turab’ın reddiyesi
hadi üfle… derdimiz kanatlansın ney’den
Fatih Yavuz Çiçek
Hece Aylık Edebiyat Dergisi-Eylül 2009 Sayı 153
"biz çocukluğumuzu geçmiş zaman masallarının gerçekliğinde bırakıp geldik-Esat Selışık"
naftalin kokulu
sevinçler toplanır işporta’dan
alaca gölgeli müşfik düşlerde
madeni gülüşler bozdurulur gün boyu
kadere kısmet göz kararı
seçip alınır
allı morlu tüm kadife kuşları
sırma saçlı bez bebekler
serçe göğüslerde sarılır kundağa
başucunda hevesle yatılan poplin gömlek
cevizli baklava tadında bir rüya
kınalı yastıklardan duyulur
sabâ makamında okunan ezanlar
ve çift sarılı yumurtayı kırınca anneler
tereyağı dumanlı tarhanada
o telaşla beklenen cevahir zaman başlar
-harçlık ülkesinde harç olmak-
berhudar olun e mi
berhudar edersiniz çocuklar
FYÇ
Edebistan E-Dergi Aralık 2007
tahta kalıplara çivilendi adımız ey kum gölgesini selamlayan turnalar gördünüz mü nasıl gizlenmiş ökseler nitekim… kırılıp budanırken tüm sürgünler saçlar ki sen tilki uykusuna yatan kariyer bir de dayak cennetten çıkma derler ben şeytanı kovuldu biliyorum Fatih Yavuz Çiçek
mahşerin pusulasında kodumuz : mim
hükümlü kartıma vurulan damga
kişiye özelse
bilirim
kefilsizdir “ten mülkümüz”
çevirin mevsimi yasak dilli güneşe
çölün soğuk yüzüne
ve zamanın ketum aynasına
gerçek zanlı kimmiş siz gösterin
nasıl da tertiplenip
tam on iki’den vurulmuş takvimler
bakın tespih boncuklarına dizilen imame
umarsız
onlar hep üç numara kesilen andızdır
ıslanıyordu çarmıhta sorgusuz sualsiz
kaç yıl geçmiş aradan
rahat mısın halis vicdan
yanlış !
sürüldüğüm çölün rengini kabullendim neden dedim,bu yanılsama kimden çok şükür ki serinlik diyorlar buna,bağışıklık oysa içimde dolaşan serum ister kopar,ister savur : aldırmam Fatih Yavuz Çiçek
susmanın koyu gölgelik
zamanın tel örgü sendromuna yakalanmış
içedönük
boş bir korkuluk olduğunu
akrebin iğnesinden öğrendim
birlikte saf tuttuğumuz kum denizinde
rüzgârın bu yakıcı tepkimesi
hangi zehrin içgüdüsü ve acelesi nereden
akrebin ölüm dansını da biliyordum
damarlarıma giren acıyı
at kanıyla beslemenin sırrını da
inanç,güven,sadakat
yeni kırılmış bir karanfil ıtırıydı,bildim
ve hayatın yangısı gövdemi saran iklimden değil
dirimin canefza yüklü zarından gelmişti
öğrendim
çok şükür
sürüldüğüm çölün zehrine de alıştım.
« Önceki :: Sonraki »