İnanç,Güven,Sadakat

Gümüşgöze

1/4/2009 · Kategori: Bayramyeri

http://img264.imageshack.us/img264/497/wawimamhatip8fm.jpg

gururun minesi dökülür *

suçlu bir çocuk sessizliği karşılar mâtemi

ecel teri korkudur utancın

girdiğim çıkmazın vicdanı şükür

 

hayatın kanı nasıl da çekiliyor ellerimden

inandığım her sözde dikenli bir bent

kesiyor geçmişin yolunu

bırakmıyor beni günümüze pişmanlık

 

ateşi körükleyen muhalif tezleri

heceleyerek gelmiştik acının kıyısına

unutmak hüzünlü bir kitap sayfası derdin

bak o da çoktan yerini almış dilindeki bellekte

 

biliyorum ağlasam rahatlarım gözlerimde reyyanla

en azından avuturum içimdeki nisyanı

yitirdiğim damarı geri bulurum belki ferahfezâ bir düş

 

bilmem ki neyleyim alnıma savrulan okları

çıplak leyl’imin seherinde esen tanyeli

gönlümü bir sevda yakısına bandırsın tel tel inceleyim

 

bu yenilgi değil sessiz harf...anla

 

bilirmisin kalbin asil bir duruşu daha vardır

vav olmuş eğilirim...eğilirim aşkla

 

FYÇ

 

*döküldü minesi sözün-N.E

Kalıcı Bağlantı Yorum (yok) Yorum yaz!

Oyun

25/3/2009 · Kategori: Bayramyeri

Yüzük Kimde

 

mutlak boşluğa yürüyor muhalif adımlar

kendi cesedini taşıyan akrebe

yolun sonunda dikenli sarp yokuş da var

 

hangi elin ayasına dokunsa gümüş kan

terindeki mührü zehirlenmiş bulur intihar

 

Çürük Elma

 

çapraz koşulu yıldızlar bilir

kızaran yanakta düş izi kelebek zokası

ağlasa yürek su değirmeni gülse dudak ekşi kefir

 

hangi dalın yâkutuna sürünse fettan kurt

ucunda payını ısırılmış görür kâmlı narsist

 

Köşe Kapmaca

 

kumdan kaleydi söz,çöl aryasında yağmurun adı siper  

öpüldüğünü gördüm nefretin orada bozkırın erkil dilini

naz da bahtı kapalı faldı neylesin onu şimdiki aç kelimeler

 

hangi sedirin yeşimine göz koysa bir âdemoğlu yorgun

kenarına dizilmiş âlemi seyreder karnı tok ve suskun

 

FYÇ

Hece Aylık Edebiyat Dergisi Mart 2009 Sayı : 147

Kalıcı Bağlantı Yorum (yok) Yorum yaz!

Irayan

22/2/2009 · Kategori: Bayramyeri

bilirim… önümüzü kesen duvardaki leke

onulmaz bıçkı yarasıdır

balığın göğsündeki zaman ırayan gökyüzü

 

tamam… iki ayrı koridorda yıpranmıştı hayat

eskil masallarda kalmıştı pamuk helva tadında aşklar

sırtı kavî bir uçurumdan geçiyorduk

sol bağrımızda şerha kalbimiz

sağda köksüz dikenler… bilirim

 

bana bilmediklerimi söyle

gizli kıyılara götür rüzgâra yelken biçmeye

el değmedik ormanlardan geçir sesimi

gül kokulu deltaya uzat bir solukta

 

anlat ki

kendimize yeniden can bulalım

kumrusu vurulmayan bir şehrin göğünde


FYÇ 

Onaltıkırkbeş  Sayı 26

 

Kalıcı Bağlantı Yorum (yok) Yorum yaz!

Silgi

18/2/2009 · Kategori: Bayramyeri

kimse güneşimi vurmasın diye s’ilahları sildim

nabzımda terkedilmiş gökçe korunga
içimde güçsüz bir ceylan çığlığı
kurşun kalıplarda yaşamaya yenildim

bu kaçıncı güz tutulmasıydı ömrümün
küflenmiş bakır çağımın sayfalarında
eskiyen kaçıncı düş temizliği

kırpılmış zamana sordum
uçurumun kıyısında bekleyen dut atlasına 

gözlerimdeki yaslı gökkuşağı
hep kıraç yüzlerin üstüne mi düşer çiy

dün sustu

bugün yağmalanmış ezginârın
son ayçasını kucakladım
bağrımda yalın kılıç kuşlar
sabahımı öldüren s’ilahları sildim

geceye ses veren harfler yıkandı
kendim oldum…gönendim

FYÇ
Yazılıkaya Şiir Yaprağı Ocak 2009 Sayı : 35

Kalıcı Bağlantı Yorum (1) Yorum yaz!

Karton Gemiler

26/1/2009 · Kategori: Bayramyeri

Ayağımda lastik çizmeler,ellerim belimde sanki dünyaya meydan okuyan bir hâlim var.Nasıl da ince ve narinim.Babamın söylediği övgü dolu cümle hâlâ kulağımda.”Sen benim ince oğlumsun”  Edebiyata ve şiire meraklı olduğumu bilmesi ne güzeldi.Hemen solumdakiler Ahmet ve Adnan.Onlar biraz daha özgüvensiz görünüyor gibi.Kim bilir akıllarından neler geçiyor.Zagorun baltası mı,Tarkan’ın kılıcı mı ? Anımsadığım kadarıyla Vefa,Cimbomu 2-1 yenmiş diye nasıl da üzgündüler.

Evimizin avlusundayım.Annem bahçedeki ipe sakız gibi ağarttığı taze sabun kokulu beyazları asıyor.Çamaşırların kaynadığı kazanın altından dumanlı bir bulut kümesi yükseliyor.Apandisit ameliyatı olmuştum.Doktor “yatma yürü”demişti.Komşumuz Zehra teyzeye göre üzerinden bir Ağustos sıcağı geçmeden iyi olmazmışım.İspanyol paça pantolonumla uzun yakalı gömleğime bakıyorum.O zamanlar moda olan giyim tarzı bu.Büyük abime küçük geldiği için onları bana vermişti.Eskiye rağbet olsa bit pazarına nur yağardı diyenler,o eskilerden bize yağan nuru keşke görebilseydiler.

Aslında o gün güneş nasıl da başıma vuruyordu.Bir elimde döner ekmek,diğerinde ayran  bardağı var.Karşımda Marmara denizi ve Kız Kulesi.Üzerimden petrol yeşili montu çıkarmayı da unutmuşum.Artık yaz bitiyor geceleri soğuk oluyordu.Sabah kalktığımda üşümüştüm.Elbette Hekimbaşı çöplüğünde gece geç vakitlere kadar ceset aramak kolay değildi.Aksaray civarında bir lokantada arkadaşlar beyin salatası yerken nasıl da midem bulanmıştı.

Gülümsüyorum.İnadına lâcivert ya da siyah giymeyeceğim demiştim.Dediğimi de yaptım.Bu aykırı hâllerim, belirli kalıpların içine girmeyi neden reddettiğimin ipuçlarını da veriyor.Aslında o gün ben, yanımda bir genç kızın giymeyi en çok istediği beyaz gelinlikle duran sevdiceğimin elinden tutarken, özellikle bu gün için satın aldığım açık kahve çizgili kruvaze elbisemin içinde,  mutlu ve biraz da yeni açmış marantalar gibiydim.

Biraz şaşkınım.Doğrusu bu farklı duruma yavaş yavaş alışmaya çalışıyorum.Aramıza bağ bozumunda katılan can parçasının henüz saçları yok denecek kadar az. Şimdilik kabak kafalı,çığlık savuran,doymak nedir bilmeyen süt avcısı birine benziyor.Kucağımda rahat rahat oturmak yerine basıyor feryadı.Ninem “çocuklar cennet gibi kokar” derdi.Kokusunu içime çekiyorum.Ah ! evlat sevgisi...bu duyguyu anlatacak başka sözcük bulamıyorum.İçimdeki sevinç bir krater gölü güzelliğinde.Oğlum,gökyüzüme açılan yeni pencerem.

Mevsimlerden kış.Etraf karla kaplı.Günler birer birer tükeniyor.Her geçen yıl doludizgin koşan bir doru tayın hızında.Daha birkaç ay önce kutladığımız doğum günü partisi.Üflenen renkli küçük mumlar.Üzerinde iyi ki doğdun yazılı çikolatalı pasta.”Sabah olduğunda kardan adam yapalım mı babacığım” demişti.Adını “dilsiz” koyduğumuz kardan adamın önünde poz veriyoruz.Kömürden gözler,havuçtan burun.Tuğla kırıklarından düğmeler.Eski bir atkı,tabi ki şapka ve yıpranmış süpürgeyi de unutmuyoruz.Kızım,yeryüzü cennetim.

“Kahve mi yoksa ikisi bir arada mı” diyen yumuşak bir sesle bindiğim karton gemilerden  düşüyorum.Yüzlerce resim karesi bir anda oturduğum odanın zeminine kuş sürüsü gibi dağılıyor.   

Evdeyim.

“kucağımdan dökülen fotoğraflarda sessizce kendimi arıyordum.”

fyç

 

 

 

Kalıcı Bağlantı Yorum (yok) Yorum yaz!

« Önceki :: Sonraki »