İnanç,Güven,Sadakat

Şiir Yıllıklarına İlişkin Notlar ve Değerlendirmeler

5/7/2009 · Kategori: Denemelerim

2008 yılında teknolojinin gelişimi ve Internet kullanım ağının genişlemesiyle birlikte birbiri ardına kurulan E-Edebiyat sitelerinin şiir okurlarına ulaşmaya yönelik çalışmalarına rağmen Türk şiirinin nabzının attığı asıl yerin edebiyat, kültür, sanat dergileri olduğunu görüyoruz.

Nitekim Kitap-lık dergisinin 2009 Mart sayısının tanıtımında yer alan “Edebiyat dergilerini izleyenler “sıradan okur” değildir : Okurluğunu geliştirmiş,yeni yazarlara açık “sıkı okurlardır”.Üstelik edebiyat dergilerinin,okurunu arayan yazarların kendini sınadığı,boy verdiği yerler olduğunu da bilirler” tümcesini,bu bağlamda dergilerin Türk edebiyatı ve şiirine katkısına ayna tutan bir bakış açısı olarak algılayabiliriz.

Edebiyat Ortamı’nın 2009 Mart-Nisan 7.sayısında “Şiir Yıllıkları” konusunda yaptığı soruşturmayı ve dergiye gönderilen yanıtları okuduğumuz zamanda benzer bir bakış açısıyla karşılaşıyoruz.

Dergi Yönetimince “Şiir Yıllıkları” nın güncel bir soruşturma konusu olarak seçilmesi, özellikle yeni hazırlanan şiir yıllıklarının okurla paylaşıldığı,edebiyat çevrelerinin bu konu üzerinde yoğun bir şekilde konuştuğu döneme denk gelmiş olması nedeniyle isabetli bir tercih olmuş.
 
Soruşturma da sözü geçen “Yapı Kredi Şiir Yıllığını” düzenli şiir okumaya çalışan her okur gibi ben de inceledim.Mehmet H.Doğan ve Hakan Arslanbenzer’in hazırladığı yıllıkları da biliyorum.İzmir’de yayınlanan Alaz dergisinin Mart,Nisan,Mayıs sayısında (9.Sayı) Nihat Behram'la yapılan söyleşide yıllık hazırlayan Mehmet H.Doğan'la ilgili düşüncelerini ilginç saptamalar içermesi açısından dikkate değer bulduğumu ifade etmek istiyorum.

Söyleşiyi yapan M.Mahzun DOĞAN’ın “Türkiye’de şiir üzerine yazıları da genellikle şairler yazıyor…Şiir eleştirisinde nerdeyiz ?” sorusuna uzun bir cevap veren Nihat Behram, sözü Mehmet H.Doğan’a getirdiği yerde “Şiir,eleştirisi konusunda,şiir dünyasının “babalığı”nın Mehmet H.Doğan’a sıfatlanması,şiir eleştirisindeki düzeysizliğin bir başka göstergesidir.Kim bu M.H Doğan,ne yapmış ? Biriki çeviri ve esas olarak da,hangi patronun yayınevinde çalışıyorsa onun perspektifi ağırlıklı “antoloji ve yıllık” hazırlamaktan başka ? Yüzlerce yıllık şiir geleneği olan bir toplumda, “şiir eleştirmeni,hele ki kuramcısı olmanın” gramını taşıyabilecek güçte mi ? Adam hakkında söz de söyleyemezsiniz ! İnanmayacaksın ama hakkında yazdığım yazılar gazetelerin sanat-kitap eklerinden öte,sanat dergilerinde bile sansüre takıldı ! (...)

Aynı dergilerde çok değerli şair arkadaşlarımın,şiirim hakkında,gerçekten hak etmeyeceğim derecede övücü yazıları da yayımlandı.Bu değerli arkadaşlardan Haydar Ergülen,M.H.Doğan’a büyük değer verir.Benim hakkımda yazdığı yazıda,sağ olsun bana da büyük değer verdiği görülüyor.Ama ben merak ediyorum : Mehmet H.Doğan’ın bin şairlik antoloji ve yıllıklarında bile adıma rastlanmaz.Behram diye bir insan yaşamamıştır ! Söz gelimi,bunu Haydar nasıl değerlendiriyor ? ya bana ilişkin değerlendirmesinden ya da M.H.Doğan’a ilişkin düşüncesinden birini değiştirmesi gerekmez mi” derken bir yer de şiir yıllıklarına getirilen öznel olma, nesnellikten uzaklık eleştirileriyle aynı çizgide buluşuyor.

Soruşturmayı yanıtlayan arkadaşların değerlendirmelerine de katılıyorum.Elbette yayınlanan her yıllık onu hazırlayanın öznel tercihidir.Yıllıklara bakarak orada yer alanlar yetkin şairdir,şiirleri yıllıklara alınmayanlar yetkin değildir diye düşünülemez.Meseleye bence bir de şu açıdan bakmakta fayda vardır : Derdi gerçekten edebiyat olan şairin yıl içinde uzun soluklu bir kültür,sanat,edebiyat dergisinde şiiri, öyküsü, denemesiyle yer alması da o şaire verilmiş en büyük ödüldür aslında.Bu nedenle dergiye gelen yüzlerce şiir arasından seçilip,editör tarafından yayın kuruluna ve yayın kurulunun onayından sonra dergi sayfalarında okurla buluşma süreci de yıllıklar kadar önemsenmelidir.

Söz YKY şiir yıllığından açılmışken,belirtmek istiyorum.Bâki Ayhan T. yıllığı hazırlarken Türk şiirine tek ve dar bir pencereden bakmamış.Ancak seçtiği şiirler sunuş yazısında da belirttiği gibi kendi öznel beğenisi ki bu yaklaşımın çoğu zaman yıllıklara olan eleştirilerin odağını oluşturduğu konusunda sanıyorum herkes hemfikir.

1998 doğumlu bir ilköğretim öğrencisinin sınavla ilgili şiirinin de yer aldığı yıllıkta dikkatimi en çok Koridor Dergisinin “dergiye gelen en kötü şiir” sayfası düşüncesine Bâki Ayhan T.nin olumlu yaklaştığı düşüncesiydi.(Burada bendenizde kendi öznel beğenimi tam bu noktada belirtmek istiyorum) Yıllığın bence en zayıf şiirini Koridor'un editöründen seçerek Baki Ayhan T.mühtiş bir ironiye imza atmış. 

Yıllıkta özellikle yıl içinde Kitap-lık dergisinde yayınlanmış şiirlerin daha fazla yer bulduğu da farkettiğim ayrıntıların başında geliyor ki Sinan Erdem de "Şiir Yıllıkları : Kanona Saygı Duruşu" başlıklı yazısında bu noktaya dikkat çekmiş.Yıllığı okumayı bitirdiğimde tek tek isim yazmak istemiyorum ancak ürettikleriyle yıllığa girecek çok daha yetkin isimler vardı diye de düşünmeden edemedim.Ama en başta belirttiğim gibi bu yıllık hazırlayan arkadaşımızın öznel beğenilerinden seçilmiş.Zaten,kendisi de böyle çalışmaların eksiksiz ve kusursuz olamayacağını yıllığın önsözünde belirtmiş.

Yine şiir yıllığı hazırlayan bir başka şair Veysel Çolak'ın, 2008 yıllığını henüz inceleme fırsatım olmadı.Doğrusu sayın Çolak bu sene yıllığa şiir seçerken,okurların beğendiği şiirleri kendisine bildirmelerini isteyen bir etkinlik yaparak,yıllık hazırlamada önceki yıllara göre farklı bir yöntem izledi.Yayınlanmış bir şiiri geleceğe taşımada okurun rolünü yadsımayan bu yaklaşıma katkı sağlamak düşüncesiyle yıl içinde izlediğim dergilerden kendisine şiirler önermiştim.Ancak yıllığı inceleyen arkadaşlardan duyduğum kadarıyla yine kendi atölyesinden yetişen edebiyatçılara karşı duygusal davranarak onların şiirlerine daha fazla yer vermiş.Şairin bu yaklaşımını anlamakta güçlük çekiyor olsam da,yıllığa seçilen şiir tercihlerini şairin poetikasıyla ilintilendirmek sanırım en gerçekçi değerlendirme olurdu.

Şiir yıllıklarının geçmiş yıl içinde yazılan ve bir şekilde okuma fırsatı bulamadığımız şiirleri görme,onları teknik ve içerik açısından değerlendirerek geleceğe yönelik yeni imgeleri arayışın yollarında kılavuz olma gibi işlevini önemli buluyorum.Yalnız yıllığa seçilen şiirlerin ideolojik duruşlardan uzak bir bakış açısıyla,ülkemizde yıl içinde yayınlanan bütün dergiler taranarak ve gerçekten biçimi,kurgusu,içeriği,özgün ve yeni imgelerle yazılıp yayınlanmış; bilinen bilinmeyen ayrımı yapmadan değerlendirilmeye alınması, yıllık hazırlanırken dikkat edilmesi gereken ilk kalkış noktalarından biri olmalıdır ki yıllık kendisini var eden ereğe ulaşabilsin.
   
Netice itibariyle şiir insani bir eylem.Bu eyleme Türk şiirinin sadece bir tarafını değil, insani değerlerle bütünü kucaklayan ve derdi sadece edebiyat olma düşüncesiyle katkı sağlayan her çalışmayı önemsemek gerektiğini düşünüyorum.

Fatih Yavuz Çiçek
Edebiyat Ortamı Sayı : 8

 

 

 

Kalıcı Bağlantı Yorum (0) Yorum yaz!

Kırıkkale Yıldırım Beyazıt Anadolu Lisesi Şiir Dinletisi-2009

30/5/2009 · Kategori: Denemelerim

26 Mayıs Salı akşam Kırıkkale Kültür Merkezinde,Yıldırım Beyazıt Anadolu Lisesi Tiyatro Kulübü öğrencileri tarafından sahnelenen “Senin Annen Bir Melekti” isimli oyun için salona girerken,yine aynı okulun öğrencilerinin 29 Mayıs akşamında “Şiir Dinletisi” düzenlediklerini ve “katılmak ister misiniz” yönünde ilettikleri davetiyeye yanıtım, “elbette gelirim” oldu.

 

Şiir dinletisi etkinlikleri düzenlemek için bir hayli emek gerekiyor.Şiir seçimlerinden ,ses düzenine ve zamanı etkin kullanmaya değin bütün unsurlar,dinleti programının verimliliğini belirliyor.

 

Şiir dinletisi günün akşamı uzun zamandır Kırıkkale’de eksikliğini hissettiğim böyle bir organizasyon için salonda yerimi aldım ve programı beklemeye başladım.Salondaki uğultu sunucu öğrencilerin sahnede görünmesiyle kesilir gibi oldu ve yerini meraklı bir bekleyişe bıraktı.(Şiir dinletisinde “sessizlik” de elbette çok ama çok önemli.)

 

Dinleti Saygı Duruşu ve İstiklal Marşı’nın okunmasının ardından,aşağıya eklediğim şiir okunarak başladı.

 

Hâlâ anlamadın mı çocuk ?

Şiirde söz de bir yere kadar !

Gitme şairlerin ardı sıra…

Yanarsın !

 

Şairlik;laf ebeliği değil !

Hakkını vermektir,

Her bir harfin,her bir mısranın…

Yanmaktır;adalet için iyice bil !

 

Doğumdur her bir şiir,

Hoyratça dudak bükme !

Diriltmek için ölmektir !

Örselesen de…

 

Sonra şiir nedir sorusunun yanıtı arandı…

 

“Şiir uyanmaktır derin uykudan…boyanmaktır olmayan renge.Kalemle sözcükle girilir cenge.Kaçıp kurtulmak karanlıklardan.resmini yapmak bu duyguların…Şairsiz ortam,şiirsiz hayat ve yerinde sayan bir sanat katili olur yarınların…Şiir bazen rüya görmektir,bazen harflerle sevgiye duvar örmektir…”

 

“Sevgi duygularının tohumlarını saçan

Sevdaya giden yolda bir kılavuzdur şiir

Şefkate muhtaç iken beni içine alan

Küçücük yüreğime sığan sonsuzdur şiir

 

Yaşatılan sevgidir her zaman hayallerde

Sonsuz aydınlık olur kararan gönüllerde

Güneşin ateşiyle kızgınlaşmış çöllerde

İçinde kaybolduğum derya denizdir şiir


Sırlarla dolu dünya ve gizemler ummanı

Anlatır anlatılmaz denilen her insanı

Duyguların en güzel en berrak tercümanı

Beni açığa vuran bindir lisandır şiir.

 

Velhasıl şiir mutlak güzelliktir,şairse mutlak güzelliği arayan mecnun”.

 

Hayatı,aşkı,özlemi,şehirleri,dostluğu,vatan sevgisini duyumsatan şiirlerin okunduğu dinleti canlı bir TV.Programı formatında sürdü ve Bedri Rahmi Eyüboğlu'nun “Türküler Dolusu” şiiriyle sona erdi.

 

Programın sonunda dinletiyi hazırlayan öğrencilerin ve okulun Edebiyat Öğretmeni Yahya Bey’in yanlarına giderek Yıldırım Beyazıt Anadolu Lisesi Şiir Topluluğunun tebrik ettim ve şiir yazmaya çalışan bir şiir sever olarak dinletiye ilişkin düşüncelerimi kendilerine sıcağı sıcağına aktardım.

 

Nesnel bir değerlendirme yapmak gerekirse öğrencilerin gayretleri ve içlerindeki şiir okuma isteği,şiiri sevmeleri,şiire olan tutkuları (günümüz Türk Şiirini çok iyi takip etmediklerini anlamama rağmen) Türk Şiiri adına umut vericiydi.Yine de günümüzde yeterince şiir okunmuyor tezine karşılık öğrencilerin hazırladığı dinletinin her yıl geleneksel olarak süreceğini söylemelerini antitez olarak algılamak gerekli.

 

Bu güzel şiir dinletisinde gördüğüm ve gelecek yıl daha iyi hazırlanmaları için öğrencilere de ilettiğim, eksiklikleri burada da belirtmeden geçmek istemiyorum.

 

Öncelikle 28 Mayıs 1986 da vefat eden Şair Edip Cansever’in ölüm yıldönümüyle (bir gün arayla) aynı güne  gelen dinletide Edip Cansever’den bir şiir okunmaması bence önemli bir eksiklikti.Yine Kırıkkale’de düzenlenen dinletide Kırıkkale’den yetişen şairlerin  şiirlerine, günümüz Türk şiirinden seçilmiş metinlere, gecede nerdeyse hiç yer verilmezken Bedirhan GÖKÇE şiirine yer verilmesi tam bir popüler kültür örneğiydi.Oysa Esat Selışık,Cahit Yeşilyurt,İlhami Ulupınar ve şiirlerinin önemli bir bölümünü Kırıkkale’de yazmış Kırıkkale Lisesinin unutulmaz öğretmenlerinden İlhami Çiçek,Kırıkkale Üniversitesinde bir dönem görev almış şair Arif Ay’dan da şiirler seçilmesine özen gösterilmeliydi.

 

Ziya Paşanın bir sözü vardır."şairlik eğerçi muteberdir,şiiri tanımakta hünerdir" demiş.Gecede okunan“Çanakkale” konulu şiir seçimini çok zayıf buldum.Çünkü Çanakkale üzerine Mehmet Akif Ersoy’un kaleme aldığı “Çanakkale Şehitleri” isimli şiirden sonra, gerek teknik gerekse içerik yönünden daha iyi bir şiir henüz yazılamadı.Bu nedenle gecede İstiklal Marşımızın şairi Mehmet Akif ERSOY’la birlikte,Necip Fazıl ve Nâzım Hikmet şiirlerinin de unutulması şiir tutkunlarının dikkatinden kaçmayan bir ayrıntı olarak belleklerde yerini aldı.

 

Dinleti esnasında özellikle salonun üst katında yer alan öğrencilerin ara sıra duyulan uğultuları ve bazı konukların dinletiden sıkılıp,orta sıralardan salonu terk etme çabaları da şiir dinletisine yakışmayan davranışlardı.

 

Her şeye rağmen Kırıkkale’de uzun zamandır “gece hiç bu kadar şiir olmamıştı”…

 

Sunucu öğrencilerden Büşra’nın “Her güzellik,güzelliğini alın terine borçludur.Son ders saatinin bitiş zilinde herkes evine giderken biz saatlerce okulda kaldık.Öğretmenimizle kimi zaman hüzünlendik ama çok vakit eğlendik.Şiirle meşgul olmak,şiirin efsunlu dünyasına seyahat tarifi imkânsız hazlar verdi ruhlarımıza.Çok çalıştık,çok emek verdik,çok yorulduk ama şiirle gelen bir anlık mutluluk yeter bize” cümleleri bu emeğin ayakta alkışlanmasını gerektiriyor.

 

Umarım gelecek yıl gece çok daha iyi şiirlerin rengine boyanacak.Çünkü konuştuğum öğrenciler bana söz verdiler.

 

Bu vesileyle Kırıkkale Yıldırım Beyazıt Anadolu Lisesi Okul Yönetimini ve şiir dinletisini hazırlayan topluluğu kutluyor;kendilerine gelecek yıllarda başarılar dilerken,bu tür etkinliklerin şehrimizin bütün okullarınca örnek alınması ve yaygınlaşmasının,yaşadığımız kentin kültürüne pozitif katkılar sağlayacağını anımsatarak yazıyı bitirmek istiyorum.


Şiirle kalın 


Faith

Kalıcı Bağlantı Yorum (0) Yorum yaz!

Anısındayım

29/5/2009 · Kategori: Denemelerim

Hafifçe ısırılmış bir elmanın dilindeyim
Elmanın kokusundayım
Anısındayım -kimbilir kimin-

Anılarda görünür, düşlerde görünmez insan
Düşlerde görünen anlamlardır
Özelliklerdir bir de belli belirsiz.

Ve
İnsansız anı yoktur. Var mıdır? 

Edip Cansever

Kalıcı Bağlantı Yorum (0) Yorum yaz!

Sır Labirentinde Bulmaca Çözme Seansları-II

29/5/2009 · Kategori: Denemelerim

Sular kuru bir dere yatağına can vermekle meşguldü,kumsaati değişimle...

Hayatın erime noktasında nefesini tuttum rüzgârın.Mevsim eylem zamanı.

Güneşe inat,dolu...Ay’ın ondördünü yüreğinde biriktir.Geceyi alkışla,belleği yücelt. 

Ruhumun omuzladığı üç sabır taşını dikiyorum göğsüme.İnanç, güven, sadakat… Bunu gör,bunu bil. 

Bak,günler korsan meleklere yakalanmış.Tözün yüzü kızardı us mahcup.

Soldan sağa : Gelincik Ormanı .Yukarıdan aşağı : Batı yakası,beklemede.

Birkaç yıl sonra…(Alaz Yeşili Öpünce)

Ağzımda bir doğu türküsü kozalaklar tutuşur.Cam kanatlı devin ayaklarında prangalı duruşma.Kıvılcımlar koşar adım infilak.Süngüsü düşmüş kalelerin üstünde canhıraş feryatlar.Durma koş.

Avuçlarım alev alev köz.Dumanı tüten bu kızıl nar benim.

Etim, kemiğim

Nefes zenginliğim kömür karası.

Ey mavilerin ortasında giyindiğim zulmet.Yıllardır ses vermeyi bekleyen siyah beyaz notalar.Varlıkla hiçlik arası bir yoldan geliyorum.Dirimim koyu sisler içinde.Kendimi,evrenimi,nereye ait olduğumu bulmaya çabalıyorum.Bana gerçeğin aynasını göster.(Vefasızlık olamaz)

Canım, ciğerim kül.Biliyorum bu kırk yıllık mühürlü resim; bu yangın,bu suç asıl bizim.

Artakalan yoksulluğum.

Ve kumsaati tükenirken kelebekler…

Gözlerinde yaş, saçlarında is

Onlar şimdi mahzun. 

Faith

Kalıcı Bağlantı Yorum (0) Yorum yaz!

Bir Alpereni Sonsuzluğa Uğurlarken

2/4/2009 · Kategori: Denemelerim

Günümüzde herhangi birinin yaşadığı toplum ve bireyler üzerinde bıraktığı etkileri tanımlamak için kullanılan “Karizma” (charisma) Yunanca bir kelime olup,lügatte “hidayet” anlamında gelir.Diğer bir anlatımla bir kimsenin diğerlerine tesir edebilme hususundaki her türlü yeteneklerinin ifadesidir.

Merhum Muhsin Yazıcıoğlu’nun geçirdiği helikopter kazasından sonra,Taceddin Dergâhında  ebedi yolculuğa uğurlanmasına gelinceye değin geçen süreçte ülkemizin dört bir yanından milyonların sel gibi akan gözyaşlarıyla birlikte,fani yaşamında sahip olduğu,önem verdiği değerlerin dilden dile anlatılması,sürekli hayır dualarla anılması,en büyük ülküsü olan “Büyük Birliği” bu elim kaza sonrasında nasıl sağlandığına ilişkin merak edilen sorular, popüler bir kavram olan “Karizma”yla değil,Anadolu insanının  en belirgin kişilik özelliklerinden olan “Alperen” kavramıyla açıklanabilir.

Peki Alperen’lik Kavramının Özü nedir ?

1071 Malazgirt’ten sonra ecdadımızın hızla batıya göç ettiğini ve Anadolu’ya yerleştiğini Prof. Dr. Faruk Sümer şöyle açıklar :

“Oğuz Eli’nin ezici çoğunluğu Anadolu’ya geldi ve bu süreçte Türkiye doğdu.24 Oğuz Boy’undan hemen hepsine ait yer adları ve göçebe teşekküllere Türkiye’de rast gelinmiştir…1071’deki Malazgirt Savaşı’ndan sonra Anadolu ile Türkistan arasında bir göç kanalı meydana geldi.Bu kanaldan aşağı yukarı  200 yıl içinde Oğuz Türklerinin büyük çoğunluğu Anadolu’ya göç etti.”

Yaklaşık olarak iki yüzyılda tamamlanan bu göçle beraber çeşitli boy adlarını taşıyan ecdadımız Anadolu’da ovalara,vadilere yerleştiler,ağır ağır şehirleri,kaleleri ele geçirip kendi boy adlarını taşıyan bağımsız beylikler kurdular.

Yerleşik hayata geçişle birlikte Anadolu’da kendilerinin dışında yaşayan diğer kavimlere karşı “Türk Kimliğini” kaybetmeden birbirleriyle kenetlenmiş birlik içinde bir toplum oluşturdular.

Bu oluşum nasıl meydana geldi ? Bunun sırrı neydi ? Bunun sebebi,tarihi,sosyal,iktisadi vb. birçok nedenler sayılabilir.İşte Anadolu’nun manevi fethinde önemli rolü olan Alperenler, insanlara hoşgörüyle yaklaşan,onları sevgiyle kucaklayan,dostluğu,yardımlaşmayı telkin eden yaklaşımlarıyla ve yetiştirdikleri öğrencileriyle günümüze kadar gelecek bu oluşumun en önemli mimarlarındandır.

O dönemde yaşayan ve 1166 yılında vefat ettiği bilinen  Türk kültürünün yetiştirdiği “Meşayih-i Türk’ün Ser Halkası” ve Hazret-i Türkistan” adıyla anılan Ahmet Yesevi yaşadığı çağın öncü ilim,gönül adamı ve Alperenidir.

Ahmet Yesevî insan sevgisi ve insanın en güzel (yüce) yaratılışta yaratıldığını öğrencilerine,kendisini izleyen dervişlere anlatmış,aynı anlayışı ve metodu kullanan Yesevî dervişleri Ahmet Yesevî’den sonra nesiller boyu Türk toplumunun milli geleneklerine uygun,kucaklayıcı,sevdirici dini görüşü Anadolu’ya yaydılar.Ecdadımız Türkçe ilahiler ve şiirler okuyan Ahmed Yesevî dervişlerini İslâm öncesinde dini bir kutsiyet verdikleri alp,kam,ozanlara benzeterek coşkuyla benimsediler.Çünkü bu Alpler,alperenler,diğer adıyla Ahmet Yesevî dervişleri fazilet timsali erdemli kimselerdi.Bunlar topluma önderlik etmekle kalmadılar,Ahmet Yesevî’nin gösterdiği kucaklayıcı,sevdirici yöntemlerle İslam âhlak ve töresini halk arasında yaydılar,Anadolu Türk halkının korkularını,endişelerini yendiler,bir kültür birliğinin mayasını attılar.

Hoca Ahmet Yesevî’nin tutuşturduğu âhlak ve sevgi,hoşgörü meşalesini Anadolu’da parlatan,güçlendiren Hünkâr Hacı Bektaş Velî,Mevlâna,Yunus Emre,Hacı Bayram Velî, Eşrofoğlu Rûmî,Aziz Mahmud Hüdaî,Kul Mustafa,Hasan Dede,Pîr Sultan Abdal,Ahmed Kuddusi,Kul İbrahim,Şeyh Edebâli,Dursun Fakı,Sarı Saltık,Geyikli Baba,Abdal Musa,Abdal Murad gibi alperenler kimseye el açmayan,elinin emeği,alnının teriyle geçinen, çalışkan, toprağa, vatana,devlete, dine,ahlaka bağlı,prensipli ve disiplinli sevecen yaşayışlarıyla Anadolu insanına örnek oldular.Anadolu’ya dağılan bu alperenler “amel ve ibadet noksanı Müslümanları dışlamama” ifadesiyle formüle edilebilen dini görüş ve davranışlarıyla halkın birbirleriyle kucaklaşmasını,birlik ve beraberlik içinde olmalarını sağladılar.Anadolu insanını insan sevgisi, Allah sevgisi  ve tevhid bilgisi etrafında topladılar.

Bir tarihçimize göre “Bu manevi önderler,pîrler,erenler,alperenler, dervişler,ahîler,esas itibariyle Türkistan’da Yesi şehrinde yaşamış olan evliyadan Ahmet Yesevî Hazretleri’nin muhitinde yaşayan alp kişilerdi.Bilindiği üzere Alp kişi’ler temiz ahlaklı,her nevi faziletleri kendisinde birleştiren kahraman ve er kişilerdi.Bu alp kişileri Türklerin İslâmiyet’i kabulünden sonra ermişler arasında görmekteyiz.”

Bu özellikleriyle halk arasında çalışan dervişler,gerektiği zaman savaşçı dervişler oldular ve “Alperenler” adını böyle aldılar.

Alpler ve Alperenler fetih ve gaza ruhunu temsil eden kimselerdir.Ancak bunlar fetihlerde baskı, zulüm taraftarı ve uygulayıcıları olmamışlardır.Bir araştırmacımız Anadolu’nun fethinde rol alan Alpler,alperenler,gaziler ve dervişlerin menkıbelerimize göre ellerinde tahta kılıçlar taşıdıklarına işaret eder ve şöyle der :

“Kılıçları tahtadandır,yani semboliktir,amaç öldürmek ve yoketmek değildir,esas amaç gönülleri fethetmektir.Bu da inançla, âhlak ve faziletle olur”

Bir Anadolu şehri olan Sivas’ta doğan ve 55 yıllık ömrü boyunca yaşadığı toplumun kültürel değerlerine,manevi kimliğine bu inanç,âhlak ve faziletle sahip çıkan,özümseyen günümüzün Alpereni merhum Muhsin Yazıcıoğlu’na  bu vesileyle yüce Allah’tan rahmet sevenlerine başsağlığı diliyorum.

Bir Alperen gibi yaşadı ve yine çok sevdiği Taceddin Dergâhında kendisinden önce sonsuzluğa ulaşan Alperenlerin yanı başına “Büyük Birliği” sağlamış olarak Hakka yürüdü.

Ruhu şad,mekanı cennet olsun.

Derleme-FYÇ

Kaynak-Ahmet Yesevî’den Hasan Dede’ye Gönül Erleri
Uluslararası Bilgi Şöleni Bildirileri-12/14 Haziran 1997 Kırıkkale (KİKTAV Yayınları)

 

Kalıcı Bağlantı Yorum (2) Yorum yaz!

« Önceki :: Sonraki »